Varlık sorunu
Selamun Aleyküm!
Yazının başlığını okuyunca eminim ki "Bu çok batılı bir sorun, bu toplum bu tür sorunları aşalı çok olmuyor mu?" diyeceksiniz. Benim vereceğim cevap bellidir: "Bu toplum o toplum değil ki, batıya yelken açan bir toplum. Öyle ise sorunlarımızın aynı olması doğal değil mi?"
Varoluş problemini belkide bizden öncekiler halletmişlerdir. Örneğin Şeyh Galib genç yaşında Varoluşun sırlarını çözmüşçesine şu mısraları yazmış: "Hoşa bak zatınakim zübde-i âlemsin sen / Merdüm - i dide - i ekvân olan ademsin sen" insanı, yani "Bireyi" (bireyin kendisini) kainatın merkezine yerleştiren bu anlay(t)ış, kendi iç tutarlılığını yakalamanın rahatlığı içerisinde üst perdeden insanın alemin göz bebeği ve merkezi olduğunu söylüyor. Kendini iyice süzmesinden bahsediyor. Şöyle inceden inceye kendisine bakmasından bahsediyor. Ne yazıkki (iyiki de) gözler genetik bir şekilde insanların atasından insanlara kalsa da bakışlardaki derinlik genetik değildir. İnsan beyni ve kalbi her ne kadar genetik olarak atalardan miras alınsa da Hikmet yani bilgelik miras alınamıyor. İşte varoluş sorununu doğuran biraz da bu değil mi? Aslında varoluş sorununu ortadan kaldıran demeyelim de bu sorun yokmuş gibi davranmak biraz da bizim sanki iman, düşünce, bilgelik ve feraset sanki genetikmiş gibi rahat davranmamız kaynaklanıyor.
"Her rahatlık unutturucudur" diyerek biz bunun aslında böyle olmadığını hatırlatmak isteriz. Varoluş sorununa sevgili Ali Şeriati'nin örneği ile yaklaşmayı ço seviyorum. Sanırım Özedönüş adlı kitabında (ki bir çok konuşmasının, konferansının derlenmesinden oluşmuşur) "Bir sandalye sandalye olmaya kendisi karar veremez buna Marangoz ustası karar verir. Fakat bir insan ne olacağına kendisi karar verir. Böylece kendini yaratmış olur." Tabi bu "yaratmak" kelimesine yüzeysel bakanlar için anlaşılamayacak bir durumdur. Halbuki "varolmak" bir sandalye için dört ayağının bulunması, bir oturağının olması ve bir de yaslanacak yerinin bulunması ve belki de kolların konulması için bir takım uzantılarının varolması ile kamil bir anlama kavuşuyorsa da insanlar için bu böyle değildir. İnsanın var oluş serüveni bundan daha uzun ve daha karmaşıktır. Bir marangoz sandalyeyi kendi varoluş sürecine dahil etmez, edemez de zaten fakat Allah insanı yaratma sürecine dahil eder bu anlamda var olmak insan için iki eli iki ayağı bir kafası iki gözü vesair uzuvlarının tam ve kamilen var olmasının çok ötesine geçer. İnsanı vareden süreç o ölene kadar devam eder. Aslında insanın doğumu onun yaratılışının bitimi değil başlangıcıdır. Sadece süreç Allahın elinden fikirsel anlamda çıkmış ve insanın eline geçmiştir. ve Allahın söylediği gibi: "biz yaratmaya devam etmekteyiz" insanı Allah bir halden başka bir hale evirmeye ve böylece yaratmaya devam ederken bu yaratılış sürecine insanın önüne tercihler koyarak insanı da dahil eder. İnsan olmakta işte tam olarak buradan başlar ama burada bitmez. Hayat bir anlamda insanın için kemale erme yolunda bir yolculuktur. Yaratılışının tamamlanma yolculuğu. Bu yolculuk ne zaman mı biter Tabiki "ölünce"... İnsan son nefesini verdiğinde ya kamil bir müslüman yada kamil bir komünist ya kamil bir münafık ya kamil bir ateist ya kamil bir.... olarak son nefesini verir. İnsan kendi kendini belirler. Ne olduğuna başkası karar verdiğinde bile kamil bir kopya olarak ölür. İnsanın kendi kenini çizmek için eline verilen fırça ve kendini yontmak için eline verilen çekiç bunların hepsinin ama hepsinin adı "Tercihtir". İnsan ne olmak istiyorum der ve fırça darbelerini vurmaya başlar, kim olmak istiyorum der ve çekiç darbelerini indirerek kendini yontmaya başlar. Hayat onun fırça ve çekiç darbeleri ile kendini şekillendirme sürecidir. En son fırça darbesi onun renginin kemale erdiği andır, en son çekiç darbesi onun şeklinin kemale erdiği andır. Bundan sonra ölüm gelir. Kamil bir müslüman, kamil bir kafir, kamil bir münafık yada kamil bir ateist olarak veda ederiz çekiçlere ve fırçalara. İnsanın ölüm anındaki mecalsizliği de bundandır belki. Bu var olma sürecine biz dahil olmasak Allah adaletsiz olurdu. Allahın adaleti var ki bize kendimizi yaratma ne olacağımıza kendimizin karar vermesi için bir fırsat vermiştir. Karşılaştığımız şeyler ne olursa olsun ona verdiğimiz tepkiler bizi belirliyor. Fakirlik yada zenginlik, iyili yada kötülük, güzellik, çirkinlik, savaş, hastalık gençlik ve yaşlılık, karşılaştığımız şey ne olursa olsun bizim rengimizi belli etmemiz için vardır. Allah "Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun)." Evet Allah insanların kalbine bütün tercihleri ilham ederek ona kendini yaratma fırsatı vermiştir. Ona yeryüzü üzerinde yollar çizen Allah Aklını kullanıp kenini istediği gibi yaratması için birtakım yollar da yaratmıştır. Ona doğrunun ve yanlışın ayrılması için vicdan da vermiştir ferasette.
Ama tercihlerini başkalarına yaptıranlar babası müslüman olduğu için müslüman olanlar, ülkesi faşist olduğu için faşist olanlar, bakkladan sucuk ve kaşar peynir tercihini arkadaşına yaptıranlar kendilerini yaratma sürecinde fırçayı başkalarına verenlerdir ve ne yazıkki bu da bir tercihtir ve seni kimin bu hale getirdiği mühim değildir senin en sonra nasıl bir renkte ve şekilde olduğun mühimdir.
"hayat dört şeyle kaimdir derdi babam
su ve ateş ve toprak ve rüzgar
ona sonradan kendimi ben ekledim
pişirilmiş çamurun zifiri korkusunu
ham yüreğin pütürlerini geçtim
gövdemi alemlere zerkederek
varoldum kayrasıyla var edenin
eşref-i mahlukat nedir bildim"
İsmet Özel (ERBAİN-Amentü)
Selam ve Dua ile...
Allah'a emanet olun. Zira o emanetlerini asla zayi etmez.
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz! | Etiketler : varlık, felsefe, islam, existansiyalizm, varoluşçuluk, ali şeriati