Askerlikte Hayat Gibi Bitiyor işte
Selam üzerinize olsun sevgili dostlarım.
Vakit ne de çabuk geçti değil mi? Düşünün ki ben askere gittiğim yönündeki yazıyı yazalı iki (2) yıl olmuş. Zaman bizden neler götürüyor ve çoğu zaman farkına varmıyoruz. Askerlik bitti hem de 9 ay oldu. Askerliğime önce levazım okulunda daha sonra hudutta bir alayda daha sonra sürgün olarak bir taburda devam ettim ve geçen yılın nisan ayında (2008) bitirdim. Eminim uzun dediğimiz hayatta ne olduğunu hiç anlamadan bitecek. Askerlik bittiğinde iki elim boş öylece kaldım. Allahtan bir hafta geçmeden eski iş yerimden çağıdılar sağolsunlar. En büyük problem Allahın izni ile halledilmiş oldu. Umuyorum ki hayat bittikten sonra iki elimiz boşta kalmayız. Çünkü orada büyük hesabı vermenin hiç kolay olacağını samıyorum.
Bu arada işe girdiğim zaman işimle ilgili birçok kabiliyetimi kaybettiğimi farkettim. Zira ben askerde, herkes gibi komandoluk, yapmadım silahlı bir tane fotografım bile olmadı. Önce Alayda yazıcılık yaptırdılar daha sonra GBT kontrollerinde bütün insanlığı ortadan kaldırma planım mı farkedildi nedir (!) beni hudutta küçük bir tabura gönderiler belki de orada da yazıcı olurum ve mesleğimle ilgili kabiliyetlerimi kaybetmem dedim fakat Bulaşıkçı olduk :) Belki de gerçekten cezalandırmak istediler ve beni sindirmek istediler belki de gerçekten de yazıcılık yapamadıktan sonra hiçbir vasfımın kalmayacağını anlayarak beni bulaşıkhaneye verdiler bilemiyorum. Fakat nöbetlerim gecede 4 saatten iki saate düştü. Ben dört saat nöbet esnasında eğer haspel kader bir gün iki saat nöbet tutmuş olsam bunu tatilden sayardım fakat sürün yerimde haftada bir gün de nöbet izni vardı. Alayda mescit yoktu ama taburda bir tane küçük ve şirin mescidimiz vardı. Mescit olur da kuran olmaz mı? Hayatımda en fazla kuran okuma fırsatını bulduğum yer askerlik oldu. İnsanların sözlerimi ilgiyle dinledikleri yerlerden birisi de hiç kuşkusuz askerliğimin bu dönemi oldu. Belki 350den fazla kişiden oluşan bir taburun bulaşıklarını yıkamak zorunda kalmasam daha iyi olurdu ama bu da bu işin cilvesi olarak kaldı. Bir müddet sonra tayinler çıkıp yeni komutanlar geldiğinde aslında bulaşıkhanenin kurallara aykırı işlediğini ve tabur içindeki her birliğin kendi bulaşığını yıkaması gerektiğini hatırlattığım zaman rahatladığım dönem başlamıştı ama ben 5 ay boyunca taburun tamamının bulaşıklarını bir yardımcı ile beraber yıkamıştım. Neyse ki son 3 ayda rahat etme fırsatı bulmuş daha fazla kitap ve dolayısıyla daha fazla kuran okuma imkanım olmuştu. Etrafımda kuran öğrenmek isteyenler ve kuranın ne demek istediğini öğrenmek isteyenler vardı ve bu günler benim için bulunmaz fırsatlardan oluşuyordu. Düşünsenize insanlara Allahın kitabını anlatma fırsatım vardı. daha ne isteyebilirdim ki. özellikle son üç ayda okuduğum kitaplarla beraber muhtemelen 30 kitap bitirmişimdir. Deliler gibi kitap okuyordum. Ayakta, yemek yerken, sıra beklerken, aradabir çıktığım içtimalarda, yatmadan önce kalktıktan biraz sonra, Amin Moulof'ın semerkand, Tanyos kayası ve Afrikalı Leo gibi yerel tarih içerikli kitaparından tutun da simyacıya kadar, orada saçma sapan masallar gibi gerçekten de saçma sapan masallara kadar herşey. Elime ne geçerse okuyordum. İsmet Özel'in "Kırk Hadis" isimli radyo programlarından derleme kitabını da işte burada beğenmedim :D Ama yine İsmet Özel'in Bir Yusuf Masalı isimli muhteşem kitabını burada bitirdim. Of Not Being a Jew isimli kitabın aynı adlı şiirini defaatle okudum ve defaatle bu adam Türk şiirinin yaşayan son dahisi dedim. "Kelebek" isimli şahane bir kitap okudum bu da italyan bir yazardan ama ismini hatırlamıyorum. Kelebek iki bağıl hikayeden oluşan özgün bir roman. Bu arada bir gün arkadaşın biri "Aramada senin kitabı almışlar" benim kitaplarım değil bir tane kitap o yaw hayır olamaz Serkan'ın bana hediye ettiği ve okumamı hararetle tavsiye ettiği "Tutunamayanlar" gitmiş. Ben de o kitaba tutunamamıştım bir türlü bitiremiyordum. En sonunda kitap ihanetimi cezalandırmak için yastığımın altından kendini komutana göstermiş olmalı dedim askerliğimin son gününe kadar kovaladım kitabı ve en sonunda ikna edebildim. Düşünsenize adam TRT'den ödül alıyor, Başka bir komutan okunmasında sakınca yoktur diye imzalıyor ama yeni komutana göstermemişim diye kitabım alınıyor. Aldım en sonunda kitabı. Fakat birtirebildim mi? Hayır. Tabi içeri nasıl soktuğuma kendimin bile hayret ettiği kitaplarım elden ele dolaşıyordu. Ramazanda sürgün yerim olan taburda olmak çok güzeldi bu mescit kesinlikle moral verdi bana. Bir takım tartışmalar filan oluyordu bir çoğu ile iyilik üzere anlaşıyorduk ve bir kısmı da bizi Tekfir ediyordu. Hadislere mesafeli yaklaşmamızı hadis reddiyeciliği sanan bir kısmı arkamızda namaz kılmıyordu. Komik oluyordu, üzücü oluyordu ama dünyada bunlar da yaşıyordu.
Asıl anlatmak istediğim yer burası ama zaten buraya kadar okuma zahmetinde bulunan arkadaş sayısı kaç keşke bilebilseydim. Askerden kısa bir müddet önce müzzemmil suresi okuyorum (Bahsettiğim ayetler aşağıda) :
Rahman ve Rahim Allah Adına
İşte bu ayetleri okuyunca dedim ki geceleyin zikrin hangi çeşidi olursa olsun kalkmak artık farz olmuştur. Fakat surenin sonuna gelince ve biraz da Esababunüzül filan karıştırınca gördük ki bu emir bir yıl sonra hafifletilmiş (ilgili ayet):
| 20. | (Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah'tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz! | Etiketler :