Askerlikte Hayat Gibi Bitiyor işte

Selam üzerinize olsun sevgili dostlarım.

Vakit ne de çabuk geçti değil mi? Düşünün ki ben askere gittiğim yönündeki yazıyı yazalı iki (2) yıl olmuş. Zaman bizden neler götürüyor ve çoğu zaman farkına varmıyoruz. Askerlik bitti hem de 9 ay oldu. Askerliğime önce levazım okulunda daha sonra hudutta bir alayda daha sonra sürgün olarak bir taburda devam ettim ve geçen yılın nisan ayında (2008) bitirdim. Eminim uzun dediğimiz hayatta ne olduğunu hiç anlamadan bitecek. Askerlik bittiğinde iki elim boş öylece kaldım. Allahtan bir hafta geçmeden eski iş yerimden çağıdılar sağolsunlar. En büyük problem Allahın izni ile halledilmiş oldu. Umuyorum ki hayat bittikten sonra iki elimiz boşta kalmayız. Çünkü orada büyük hesabı vermenin hiç kolay olacağını samıyorum.

Bu arada işe girdiğim zaman işimle ilgili birçok kabiliyetimi kaybettiğimi farkettim. Zira ben askerde, herkes gibi komandoluk, yapmadım silahlı bir tane fotografım bile olmadı. Önce Alayda yazıcılık yaptırdılar daha sonra GBT kontrollerinde bütün insanlığı ortadan kaldırma planım mı farkedildi nedir (!) beni hudutta küçük bir tabura gönderiler belki de orada da yazıcı olurum ve mesleğimle ilgili kabiliyetlerimi kaybetmem dedim fakat Bulaşıkçı olduk :) Belki de gerçekten cezalandırmak istediler ve beni sindirmek istediler belki de gerçekten de yazıcılık yapamadıktan sonra hiçbir vasfımın kalmayacağını anlayarak beni bulaşıkhaneye verdiler bilemiyorum. Fakat nöbetlerim gecede 4 saatten iki saate düştü. Ben dört saat nöbet esnasında eğer haspel kader bir gün iki saat nöbet tutmuş olsam bunu tatilden sayardım fakat sürün yerimde haftada bir gün de nöbet izni vardı. Alayda mescit yoktu ama taburda bir tane küçük ve şirin mescidimiz vardı. Mescit olur da kuran olmaz mı? Hayatımda en fazla kuran okuma fırsatını bulduğum yer askerlik oldu. İnsanların sözlerimi ilgiyle dinledikleri yerlerden birisi de hiç kuşkusuz askerliğimin bu dönemi oldu. Belki 350den fazla kişiden oluşan bir taburun bulaşıklarını yıkamak zorunda kalmasam daha iyi olurdu ama bu da bu işin cilvesi olarak kaldı. Bir müddet sonra tayinler çıkıp yeni komutanlar geldiğinde aslında bulaşıkhanenin kurallara aykırı işlediğini ve tabur içindeki her birliğin kendi bulaşığını yıkaması gerektiğini hatırlattığım zaman rahatladığım dönem başlamıştı ama ben 5 ay boyunca taburun tamamının bulaşıklarını bir yardımcı ile beraber yıkamıştım. Neyse ki son 3 ayda rahat etme fırsatı bulmuş daha fazla kitap ve dolayısıyla daha fazla kuran okuma imkanım olmuştu. Etrafımda kuran öğrenmek isteyenler ve kuranın ne demek istediğini öğrenmek isteyenler vardı ve bu günler benim için bulunmaz fırsatlardan oluşuyordu. Düşünsenize insanlara Allahın kitabını anlatma fırsatım vardı. daha ne isteyebilirdim ki. özellikle son üç ayda okuduğum kitaplarla beraber muhtemelen 30 kitap bitirmişimdir. Deliler gibi kitap okuyordum. Ayakta, yemek yerken, sıra beklerken, aradabir çıktığım içtimalarda, yatmadan önce kalktıktan biraz sonra, Amin Moulof'ın semerkand, Tanyos kayası ve Afrikalı Leo gibi yerel tarih içerikli kitaparından tutun da simyacıya kadar, orada saçma sapan masallar gibi gerçekten de saçma sapan masallara kadar herşey. Elime ne geçerse okuyordum. İsmet Özel'in "Kırk Hadis" isimli radyo programlarından derleme kitabını da işte burada beğenmedim :D Ama yine İsmet Özel'in Bir Yusuf Masalı isimli muhteşem kitabını burada bitirdim. Of Not Being a Jew isimli kitabın aynı adlı şiirini defaatle okudum ve defaatle bu adam Türk şiirinin yaşayan son dahisi dedim. "Kelebek" isimli şahane bir kitap okudum bu da italyan bir yazardan ama ismini hatırlamıyorum. Kelebek iki bağıl hikayeden oluşan özgün bir roman. Bu arada bir gün arkadaşın biri "Aramada senin kitabı almışlar" benim kitaplarım değil bir tane kitap o yaw hayır olamaz Serkan'ın bana hediye ettiği ve okumamı hararetle tavsiye ettiği "Tutunamayanlar" gitmiş. Ben de o kitaba tutunamamıştım bir türlü bitiremiyordum. En sonunda kitap ihanetimi cezalandırmak için yastığımın altından kendini komutana göstermiş olmalı dedim askerliğimin son gününe kadar kovaladım kitabı ve en sonunda ikna edebildim. Düşünsenize adam TRT'den ödül alıyor, Başka bir komutan okunmasında sakınca yoktur diye imzalıyor ama yeni komutana göstermemişim diye kitabım alınıyor. Aldım en sonunda kitabı. Fakat birtirebildim mi? Hayır. Tabi içeri nasıl soktuğuma kendimin bile hayret ettiği kitaplarım elden ele dolaşıyordu. Ramazanda sürgün yerim olan taburda olmak çok güzeldi bu mescit kesinlikle moral verdi bana. Bir takım tartışmalar filan oluyordu bir çoğu ile iyilik üzere anlaşıyorduk ve bir kısmı da bizi Tekfir ediyordu. Hadislere mesafeli yaklaşmamızı hadis reddiyeciliği sanan bir kısmı arkamızda namaz kılmıyordu. Komik oluyordu, üzücü oluyordu ama dünyada bunlar da yaşıyordu.

Asıl anlatmak istediğim yer burası ama zaten buraya kadar okuma zahmetinde bulunan arkadaş sayısı kaç keşke bilebilseydim. Askerden kısa bir müddet önce müzzemmil suresi okuyorum (Bahsettiğim ayetler aşağıda) :

Rahman ve Rahim Allah Adına

1.Ey örtünüp bürünen (Peygamber)!  
2, 3.Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt.  
4.Yahut buna biraz ekle. Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku.  
5.Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahy edeceğiz. 
6.Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur'an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır.  
7.Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.  
8.Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O'na yönel.  
9.O, doğunun da batının da Rabbidir. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Öyle ise onu vekil edin.

İşte bu ayetleri okuyunca dedim ki geceleyin zikrin hangi çeşidi olursa olsun kalkmak artık farz olmuştur. Fakat surenin sonuna gelince ve biraz da Esababunüzül filan karıştırınca gördük ki bu emir bir yıl sonra hafifletilmiş (ilgili ayet):

20.(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah'tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Ben de dedim ki bilinç sahibi her müslüman en az bir yıl gece ibadetinden sorumludur. Muhakkak kalkılmalı. Hani bu ayet başka bir ayeti neshetmeyeceğine göre. Nesih ve Mensuh meselesinin ölçüsüz ve hatta uydurma bir durum olduğunu bildiğimiz için böyle bir yorum yaptık. Fakat gene "Kuran okuyucusunu muhattab alır" düşüncesi ile "Bu sonucu çıkaran bu sorumluluğu üstlenir" dedik. Yani bu bir fetva değildir bu kişisel bir çıkarsamadır ve tutarlı her insan bu çıkarsamadan sonra işi aksiyona dökmelidir. Bir kaç gün zar zor da olsa kalktık ama yok kardeşim olmuyor. Hasılı kılamadık. Sonra ne oldu. Daha bir kaç ay geçmeden askere çağırdılar. İlk dört ay sabah altıda kalkıp akşam dokuza kadar yazanade çalışıp gece 4 saat nöbet tutmak. sonrasında nöbetlerin gene gece ama iki saate inmesi tabi biraz hafifleme olduğunu gösteriyor. Tabi bitmeden önce -30 dereceye düşen soğukta nöbetlerimizin 15 dakikaya düşmesi durumumuzun vehametini gösteriyor olmalı. Siz siz olun Allahın sözünü dinleyin. Benden söylemesi (Devan edecek)

Yorum (2) Yorum yaz! | Etiketler :

Ahmet Hakan COŞKUN'A Mail

Hürriyet gazetesinden Ahmet Hakan COŞKUN bundan bir kaç hafta önce "İmam Hatipten Seri katil de çıkar" başlıklı bir yazı yazmıştı. Özet olarak imam hatipli olsa da insanların hatalar yapabileceği yönünde fikirlerini söylemiş ve eğer "İmam hatipten böyle insanlar çıkmaz" şeklinde okulu kutsayan şeyler söylenirse ve bir gün bu türden bir imam hatipli çıkarsa o zaman daha kötü olur mealinde bir yazı yazmış: Yazının linkiaşağıdadır. http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5324955.asp?yazarid=131&gid=61 daha öncesinden Sabah gazetesinden Aslı AYDINTAŞBAŞ'IN "Kızgın adamlar nereye gidecek?" (http://www.sabah.com.tr/2006/10/26/yaz40-50-101.html) başlıklı yazısındaki "Ne din, ne oruç, ne internet, Avrupa Birliği ya da Orhan Pamuk'un Nobel alması umurlarında. Onlar parasız, okumamış, evlenemiyor ve iyi bir iş bulup yükselme umutları az. Pınar Altuğ'a bakıp kızıyor, Kurtlar Vadisi'ni açıp rahatlıyor; zenginleri ya da entelleri görünce cinler tepelerine çıkıyor. " şeklinde bir yeri okuyunca o günlerde seri katillerin yer değiştire değiştire 9 insan öldürdükleri haberleri de yayınlanınca ben bu yazıya bir mail atmak istedim. Ne yazık ki mailim Aslı hanıma ulaşmadı. Bir gün sonrasında Ahmet Hakan COŞKUN köşesinde İmam Hatiperle İlgili o yazıyı yazınca cevabımın onun yazısına daha uygun düştüğünü düşünerek yazıyı gönderdim. Mailimin biraz değişik tam metni aşağıdadır.

-------------------------------------------

 

Aşağıdaki yazıyı dünkü yazısından dolayı Aslı AYDINTAŞBAŞ hanıma gönderecektim. Fakat bu günkü yazınıza daha uygun düşer diye siz gönderiyorum. Yazınızda imam hatiplilikle övünmeyin, aranızdan seri katil vs. çıkarsa apışıp kalırsınız mealinde sözler söylemişsiniz. Doğrusu ben bizden çıkan başbakanın bizim için hiç çaba sarfetmemesinin apışıp kalmamız için yeterli olduğunu düşünenlerdenim yada Sizin gibi birinin Erken MUMCU'NUN geldiği mekandan bir itirafçı olarak çıkmasını eleştirirken kendinizin kendi çıktığınız ortamla ilgili yazı yazmazsanız konu bulamaycak durumda olmanız da bizi şaşırtıyor. Evet İmam-Hatipten seri katil, tecavüzcü, gaspçı ya da sözünde durmayan Başbakan (Allahtan bu güne kadar oy kullanmadım.) ya da "birilerinin islamcılıktan rant elde ettiğini" yazarak rant elde eden yazarların  çıkma ihtimali vardır. Fakat bu ihtimal kendini ancak bir başbakan ve bir yazar için göstermiştir şimdilik. Oysa imam hatiplerin kapatılmasından sonra liselerde artan, ahlaksızlık, şiddet, uyuşturucu bağımlılığı, gasp olaylarını görmemek için ya kör olmak lazım yada bunları göstermemek için insanın gözünü Aydın DOĞAN'IN paraları bürümesi lazım. Birşeyi değerlendirirken % üzerinden de değerlendirmek gerekir. İnsaflı olmak lazım. Düzgün ahlaki eğitim alan ve temelleri kuran olan bir eğitimden geçen insanların böyle şeyler yapma ihtimali ile neredeyse doğrudüzgün hiçbir ahlaki eğitim almamış, öğretmeni televizyon olan, bir kaç satır kitap okumaktan aciz, bu toprakların mayasını oluşturmuş kitaptan bihaber insanların böyle şayler yapma ihtimali bir midir?

 

Aşağıdaki yazımı ister dikkate alın isterseniz almayın. İsterseniz hiç okumayın. Sizin nereden döndüğünüz hiç umrumda değil, isterseniz bir gazetenin küfürlü manşetlerinden, isterseniz tokalaşmakla ilgili vaazlardan bıkmış olmaktan dönün. Bu din Allahın dinidir ne o gazetenin sahiplerinin ne de müfti ve vaizlerin dini, ne de Ahmet HAKAN'IN babasının dini, islama tabi olanlar yücelir gerisi alçalır. Döndüğünüz nokta gazetlerin, müftilerin dini ise bu beni ilgilendirmez ama bunlardan dönüp gittiğiniz yere ne demeli. Sanki Samimiyetiyle dünyaları kurtaracak Allahın bir veli kulunun gazeresinde yazıyor muş gibi konuşuyorsunuz ya işte bu yüzden sizin rant peşindeki biri olduğunuzu düşünmeden edemiyorum. Gene de kendinize iyi bakın... "Dönmek" kelimesini siz kullandığınız için kullanıyorum kusura bakmayın. ilk durduğunuz nokta neresiydi bilmiyorum bu yüzden dönüp dönmediniğinizi kestirmem de zor. 

 

--------------------------------------------------------------------

 

Ben bir imam hatipliyim. Belediye otobüslerinde liseli çocukların aşk saçmalıklarını dinleyen, televizyondaki saçmalıkları taklit ettiklerini görüp kahrolan bir imam hatipli… Bizim okullarda kimse bir kız için başka bir çocuğu bıçaklamadı. Bir kız başka bir erkek için arkadaşının saçlarını yolmadı. Bu yüzden tamamen yabancı olduğum bu çocuklara bakıyorum. Onların komşuları ıraktaki olaylardan haberleri var fakat onlardan öyle bir duygu alınmış ki hepsi bir androit gibi olmuşlar. (Ne yazıkki İmam hatipli bir başbakanımız olduğu halde yazıyorum bu yazıyı. Zulme dur demiyenler bizden değildir.)

 

Televizyonda izlediğim liseli çocuklar, öğretmenini çileden çıkarıp bunu cep telefonu ile internette yayınlayanlar. Öğretmeninin pantolonunu indirenler, sınıfta öğretmen olduğu halde uzuneşek oynayanlar, bilgi fukarası bir yığın lümpen genç… Bir yığın yığın… İşte ben bu çocuklara yabancıyım.

 

Çünkü biz arkadaşlarımıza “lan” dememeye çalışırdık. Arkadaşımız bizim dostumuzdu “oğlumuz” değil. Oyunlar da oynardık turnuva maçlarımız vardı. Halı saha sahipleri birbirine küfür ede ede maç yapan insanlara bizi örnek gösterirdi. Her birimizin okul mescidinde uzuneşek oynamışlığı vardır. Kim yapmadı ki... biz de arkadaşımızın kafasını yardık. Bizim kafamız da yarıldı. Biz meleğiz demiyorum. Fakat o çocuklar tanınmaz haldeler.

 

Sonra bizden âşık olanlar da vardı. Erkeklerimizin gözü yerde olurdu. Kızlarımız ha keza yanakları al al… İnanın sevmek en çok bize yakışırdı. Yakın arkadaşımızın haberi olana kadar yüreğimizde bir kor gibi taşırdık onu… Tanımıyorum ben bu liselileri…  Aşk ulu orta söylense kirlenecek bir beyaz bez gibiydi bizim için… onlar fütursuzca çiğniyorlar ağızlarında bu sözü sakız gibi. Ürperiyorum…

 

Okulda önce bize ölçüyü öğretmişlerdi. Elif harfi sakin, kendinden önceki harfin üzerinde üstün varsa o harfi bir elif miktarı uzatırdık. Meddi tabide bir elif miktarı uzatmayı, meddi muttasıl ve munfasılda dört elif miktarı uzatmayı öğrendik. Hüsnü hat dersinde “Edeb ya hu” yazdırıldı öce. Kamış kalemi kâğıda sürerken nefesimizi tutmayı öğrettiler bize, nefesimizden dolayı çizdiğimiz "elif" yamuk olmasın diye.

 

 

Zayıf karakterli ve "düzgün" bir eğitim almamış insanlar, ahlaklı olmaktan dolayı çektikleri her ezadan utanırlar herhalde... Ve ahlaksız bir hayatta 9 adam öldürsen bile en fazla müebbet var, belki sonra af var... Sonra üzerindeki kan ve çamur lekesi umurunuzda bile olmuyor... Vicdanını cerrahi bir operasyon sonucunda üstüne kurşun yağdırdığın adamların ortak çabalarıyla aldırıyorsun, oluyor bitiyor.

 

Namuslu insanlar böyle değildir. Onlar "Dostlarım komşularım ne der? Allahım ben nerede hata yaptım" diye düşünürler.

 

Diyorum ki biz imam hatipliler... Bilmeyerek ne büyük işler başarmışız... Hem erdemli olmuşuz hem de insanlara erdemli olmayı öğretmişiz. Birileri bize terörist dedi diye dağlara çıkmamışız. İsmet ÖZEL’İN söylediği gibi:

 

“Kimsenin kölesi değilim/ tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya/ tarantulaymış benim adım diyecek değilim/ tam düşecekken tutunduğum tuğlayı/ kendime rabb bellemiyeceğim/ razı değilim beni tanımayan tarihe/ beni sinesine sarmayan/ tabiattan rıza dilenmeyeceğim.”  (of not being a jew/ aynı adlı şiir)

 

Biz diyoruz ki bizim boynumuzdaki yaftalara ne yazdığınız önemli değil. Önemli olan bizim ne olduğumuzdur. Biz seri katil ya da gaspçı değiliz. Biz hortumcu ya da maganda değiliz. Biz çapulcu ya da yağmacı değiliz. Biz Hain ya da kalleş değiliz. Kimsenin arkasında belirmedi gölgemiz. Alnını ağartmaktan başka bir şey yapmadık bu ülkenin... Biz bunlarla övünüyoruz. Yarın biliyorum ki karşımıza bir kaç imam hatipli çıkaracaklar... Bunlar yağmacı bunlar hortumcu diye… Biliyorum ki onların yüzünden bizim iyiliklerimizi erdemlerimizi kimse görmeyecek. Birtakım insanlarda çıkarılanlara bir taraflarıyla gülecekler.

 

Eğitim sistemine bakın lütfen... İnsanlar düşünmesinler diye uğraştılar ve çabaları sonuç verdi. Ben bir ortaokul talebesiyken öğretmenimle tarih tartıştığımı hatırlarım. Arkadaşlarımızdan birçoğunun o yaşlarda tarihin yalan söylediğinden haberdar olduklarını biliyorum. Zaten bu haberdarlığımız değil mi ki onları deli eden... Biz artık bir şey yapmayacağız; onlar duvar örecekler, önümüze koca setler yapacaklar biz sadece bakacağız... Onlar bizi susuz bırakacaklar, biz sadece bakacağız... Onlar bizi perişan etmek için entrikalar düzecekler biz bakacağız. Sonra çektikleri duvarlarla aslında kendi dünyalarını zindan ettiklerini, Bizim heybemizde su olduğunu ama kendilerinin susuz kaldıklarını, kendi kazdıkları çukurda ve pislikte kendilerinin debelendiklerini görecekler... Biz sadece bakacağız... Gandhi gibi, Gandhinin İngiliz polisinden yediği darbelere aldırmayan kahraman Hinduları gibi sadece bakacağız. Gözlerimizdeki ışık onların duvarlarını tarumar edecek, çorak topraklardan su fışkıracağız. Çünkü biz bereketiz onlar kuraklık, Biz sevinciz onlar keder, Biz mümbitiz onlar çorak, Biz kazanmak için sadece bakacağız, görüşümüz onlarınkinden geniş, onlar kendi kafalarının etrafındaki at gözlüklerini organları zannetmeye devam ettikçe, onlar bakacak fakat gören taraf hep biz olacağız. Onlar yirmi derecelik dar açıları ile bizi değerlendiremeyecek kadar basit yaratıklardır. Biz onlara da geleceğe ve geçmişe de atalara ve yeni nesle de güneşe ve toprağa da köylüye ve şehirliye de yaşlıya ve gence de bilime ve zanna da üç yüz altmış derecelik bir açıyla bakıyoruz. Onlar bizim bakışlarımızın derinliğinden ürpersinler... Çünkü mazlumların bakışı bütün duvarları delecek kadar derindir.

 

Dün akşam tevafuk bu ya imam hatipten arkadaşlarla konuşuyoruz. Yani bütün zenciler, paryalar bir arada çay içiyoruz, yeni evlenmiş bir arkadaşı ziyaretteyiz. Birisi diyor ki benim puanım kırılmasaydı İstanbul’da tıp fakültesi hariç her bölüme gidebiliyordum. Birisi Türkiye bilmem kaçıncısı olmuş Elazığ’da Elektrik elektronik mühendisliği kazanmış. Biri bilgisayar programcısı olmuş diğeri matbaa öğretmenliği okuyor, bir diğeri işletme okuyor, bir kaçı okula girememiş fakat erdemli duruşundan hiçbir şey kaybetmemiş. Bunca engele rağmen bunca sıkıntıya rağmen helal olsun bize... Bir gün diyorum sırf bizim onurlu duruşumuzdan dolayı yıkılacak bütün duvarlar. Ben Gandhiyi bu yüzden seviyorum... malcolm x bu yüzden değerli benim için... Bu yüzden sistemin önünde eğilelim diye otaya koyduğu herşeye gülüp geçiyoruz... Boynu Hak’tan başkasının önünde eğilmeyenlerin ayaklarının dibine düşecekler...

 

Biz Gene onurlu olacağız… Şimdi bu ülke sahrada geçireceği kırk yılı beklesin, bir nesil helak olsun da yeni bir nesil gelsin, içinde Talut’un ve Davut’un bulunduğu bir nesil. Küçük ama gücünü haktan alan bir nesil bekliyor bu ülke… Ben ümitliyim dünyayı biz kurtaracağız. Hiçbir zaman mazlumlara doğrultulmuş bir pompalı tüfeğimiz olmayacak… Biz insanların arasına öyle bir kardeşlik tesis edeceğiz ki birinin acısını bir diğeri hissedecek… Bir dünya var bizim kuracağımız, görüyorum hayallerimizden gerçek hayata taşıyor. Bir dünya var bizim kuracağımız, düşünün ki toprak ve güneş bile kardeşimiz olacak. Biz ibrahimiz, yusufuz, musayız, isayız Muhammediz, Gandiyiz, Malcolm’ız, Afrika’da açlıktan ölmek üzere olan da biziz, onlara ekmek ve su verecek olanda biziz… Asamızı yere atacağız ve bütün onların yalanlarını yutacak delillerimiz. Sonra adını özgürlük koyduğumuz çamurdan bir kuş yapacağız ve Allahın izniyle o havalanıp uçacak, bütün özgür insanların kalpleri gibi kanatlarını çırpacak. Bizi ateşe atsalar da yanımıza aşüftelerini, bilmem kaç paralık f.lerini gönderseler de biz “Senden Allaha sığınırım” diyeceğiz. Biz bilgi edinmeden fikir edinmeyeceğiz, bizim fikirlerimizi her zaman bilgeliğimiz şekillendirecek.  Bekle bizi çatlamak üzere olan dünya, biliyorum ki meraktan çatlıyorsun… Biz ise sana bakmaya devam ediyoruz… Biz bakacağız ve sen çatlayacaksın… Senin her bir çatlağın yeni bir dünyaya gebe yumurtanın çatlağı gibidir…

 

Said…

------------------------------------------------------

 

Bu maili okuyan arkadaşlarımdan birisi kendi okuduğu imam hatipte çok iç açıcı şeylerin olmadığını yazmıştı. Aslında yukarıdaki yazının ifade etmek istediği imam-hatip liselerinden çıkanların sütten çıkmış ak kaşık olmaları değildir. Problem bir orantı problemidir. Yani imam-hatipten de çıkabilir ama diğer liselere göre az çıkar. Eğer İmam-Hatipten çıkmaz demiş olursak bu okullardan mezun olan yüzbinlerce insanın her birine kefil olmuş oluruz ki bu mantıksızdır. Sonuçta orada okuyanlar da insan ve her insan kendisine verilen eğitimle kamil insan olacak diye bir kaide yok. Yarın bir gün bir kaç imam hatipli birilerini suçsuz yere öldürmüş olsa bu orantı bozulmayacak. Çünkü gerçekten de liselerdeki şiddet olayları çok korkutucu boyutlarda, ortantıya baktığınızda bu imam hatiplerde daha azdır.

 

İleride şöyle birşey olabilir. Bir kaç imam hatipli suç işler Ahmet Hakan da "Ben bu yazıyı yazdığımda imam-hatibi kutsayanlar bana şu şekilde karşı çımışlardı, bakın ben haklı çıktım diyebilir." Ben zaten onun haksız olduğunu söylemiyorum. Fakat orantıyı gözetmeden yazığını söylüyorum. Bu gün gene haberlerde liselerdeki şiddete değinilmiş: http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=200606 bu haberler her gün var fakat bunlardan kaçı bir İmam-Hatipten geliyor. Bu orantının tutabilmesi için her hafta liselerdeki şiddet olaylarından en azından birinde "İmam-Hatip" kelimesinin geçmesi gerekir.

 

Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek umudu, selam ve dua ile...

Allah'a emanet olun. Zira o emanetlerini asla zayi etmez. Esenlik yurdunda buluşmak dileği ile...

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : İmam, hatip, haber, polemik, eleştiri, düşünce

Gebzeden Filistin ve Lübnan Gönüllülerine Görkemli Karşılama

Gebze Halkı Suriyeye giden filistin gönüllülerini yanlız bırakmadı. Suriye'nin baş kenti Şam'a  gitmek üzere Gebzeden geçen Filistin Gönüllülerini desteklemek üzere E-5 üzerinde oluşturulan konvoy gönüllüleri Gebze Cumhuriyet meydanına davet etti.  Endülüs Derneği ve bir çok sivil toplum kuruluşunun desteği ile bir basın açıklaması okundu. Endülüs Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Ertuğrul TAŞLI, Gönüllülerden Gebze halkının selam ve desteklerini iletmelerini istedi. Yanı sıra ABD ve İsrailin sadece Ortadoğuda değil tüm dünyada terör estirdiğini söyledi. Basın açıklamasında ayrıca Hükumet yetkilileri eleştirilerek "Hala ABD ve İsraille işbirliği kurmak bir ihanettir, ölen bebeklerin kanlarına ortak olmaktır" yönünde söylemlerde bulununldu.

 

Basın açıklaması "Kahrolsun ABD Kahrolsun İsrail" "Hizbullaha selam direnişe devam" "Siz, biz hepimiz Filistinliyiz" "Yaşasın şanlı intifada" "Nasrullaha Selam Direnişe Devam" şeklindeki slaoganlarla ara ara kesildi. Halkla Polis arasında her hangi bir sürtüşme olmadan filistin gönüllüleri konvoy eşliğinde uğrulandı.

 

Bilindiği üzere her ne kadar şu günlerde ateşkes olduğu söylenilse de Mersin limanı ile ilgili Türk-Filistin ve halklarının Türk-Lübnan halklarının dostluğunu zedeleyecek bir takım sevkiyat haberleri duyulmaktadır. İncirlik üssü ile ilgili halkın aldığı haberler vicdanları derinden yaralamaktadır. Acaba halk Mazlumların halklarını savunmak amacıyla sokağa çıkarken gene halkın seçtiği Milletin vekillerinin Milletin isteklerinin tersi yönünde hareket etmelerinden ne mesaj çıkarmalıyız. Acaba Milletin vekilleri Korsan olarak başkalarının vekilliğini mi yapmaktadır? Şu anda Türkiye içerisindeki Halkların sabrettiği zannediliyor. Fakat bu sabır nereye kadar gider, sandıkta patlak mı verir bu Türk halkının sabır anlayışına kalmış.

 

Bu direnişte Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrullahın bir kahraman olarak çıkması gerek sünni ve gerekse şii mezhebindeki insanları sevindirmiş. Onun, Lübnan ve Filistin Halklarının onurlu duruşu tarihten beri meydana gelen sûni mezhepsel duvarları ortadan kaldırmıştır. Tarih boyunca belki de ilk defa bu ayrı kutupta gibi görülen ekollerin birbirine bu kadar destek olduğu görülmüştür. İnsanlardaki bağnaz mezhepçi anlayış yerini "Mazlum kim olursa olsun Mazlumun Yanında Zalim Kim olursa olsun Zalimin Karşısında" düşüncesi almıştır. Zalimler sadece kendi tuzakları ve planları olduğunu zannetmiş Allah'ın planları olabileceğini düşünmemişlerdir. İslam nizamının sağlam temelleri sapmaları bu türden ortamlarda doğrulmaya tebdil etmiştir. İmam Humeynin belki yıllardır başarmaya çalıştığı ve uğruna "Vahdet Haftaları" oluşturduğu Ümmetin kardeşliği bu zor zamanda Allah'ın izni ile tesis olunmuştur. Tüm müslümanlar olarak duamız islamın sağlam temelinden ayrılmayan bir vahdettir. Şu anda sadece zulmün karşısında beraberiz aramızdaki fikirsel ayrılıkları ise Allah'ın çözmesini herkesin asıl kaynakta birleşimesini temenni ediyoruz.

 

 

Üç yıl sonra güncelleme: Resimler ilgili siteden kaldırıldığı için resim linklerini kaldırdım

 

 

 

 

Yolculama Tarihi: 06/08/2006

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler :

Hayat

Hayat bir şekilde bir veya bir çok uğraşla bizi ölüme taşıyor. Her aldığımız nefes hayatî, Her verdiğimiz nefes ölümcül. Belki de bunu unutmak için uğraşlar geliştiririz. Çırpınmanın fayda vermediği yerde teslimiyettir uğraş. Belkide çırpınmanın ta kendisidir uğraş. Bunu belirleyen uğraşlarımızın ne kadar hayatî olduğudur.

Aslında hayatımızla bir kompozisyon çizeriz. Bazılarının kompozisyonu biçimsiz düzensizdir. Bazıları eksik, eksiltili. Okulda öğrenmiştim bir düz yazı yazacaksanız kompozisyon şu şekilde olur;

Giriş: Burada konu neyse tarif edilir. Eğer bir kelime irdeleniyorsa o kelimenin Anlamı ıstılahî ve Lugatî olarak izah edilir.

Gelişme: Burada anlatılan konu ile ilgili problemli noktalar, sorunlar dile getirilir, bir anlamda okuyucu merk ettirilir, sonuç için iştahlandırılır. Kompozisyonun gövdesi olan gelişme bölümünün diğer adı “Düğümdür.”

Sonuç: Bu kısımda yazar artık bütün düğümleri kendi düşüncesi bağlamında çözmüş, isbat edilecek şeyleri isbat etmiş ve bir anlamda kafasında Giriş kısmında belirttiği, Gelişme kısmında bir sorunlar yumağı haline getirdiği konuyu kamil anlamda çözmüştür.

En başta söylediğim gibi; Aslında biz hayatımızı sürdürürken bir kompozisyon çizeriz. Burada bir düzen de olması gerekir. Ben sadece başlangıç kısmına değineceğim, konumuz “Hayat” ise “hayat nedir?”, kendi içimizde hayat ne anlama geliyor.

Şunu unutmamak gerekir ki “hayat” bir fizik terimi açıklanır gibi açıklanamaz. Sadece hayat değil, Aşk, irfan hikmet gibi kavramlar da öyledir. Örneğin fizikte hreket: Bir nesnenin kendinden daha güçlü bir baskı ile merkezden uzaklaştırılması olarak tanımlanır. Hareket herkes için ilk anlamı itibariyle böyle anlşaşılır. Ya “hayat”...

Hayat ilk anlamıyla : “nefes alıp vermektir” diye tanmlanabilir mi? Hiç sanmıyorum. Çünkü biz “Yaşamak” kelimesini böyle ifade ederiz. Yaşamak deyince aklımıza ne gelir? Nefes alıp vermek, Yemek yemek gibi temel yaşamsal ihtiyacını karşılamak. Ya “Hayat”...

Hayat kelimesi “Yaşam”’ı da içinde barındıran evrensel kümedir. Birilerine “Hayatını Yaşıyor” dediğimizde; mutlu, birçok yaşam standartının üstünde yaşıyor anlamında söyleriz. Fakat bir kertenkele için bunu söylemeyiz. Çünkü o “yaşamını devam ettiriyordur”. O zaman şöyle diyebilirmiyiz: “Hayat însani bir terimdir, Yaşam ise Canlılıkla ilgilidir.”

 

Tabiki bu türden bir durumda herkesin tanımlaması farklı olur. Herkesin hayat tanımı, hayat algısı farklı olur. Hayat bazan yemek yemek değil, kendini yemekten kesmektir, Bazan hayat nefes almak değil bir dava uğruna nefesinin kesilmesi; kalbinin atması değil kalbinin durmasıdır. İşte bize hayat veren şeylere bağlıdır hayatımızın tanımı. "Ey iman edenler! Hayat veren şeylere çağırdığında Allah ve Resulüne uyun" Bizim hayat tanımızı belirleyen ölçü elbetteki Allahın ölçüleridir. Bunlar Allahın boyasıdır, Varmı Allahın boyasından güzel boya?...

 

Selam ve Dua ile...

Allah'a emanet olun... Zira o emanetlerini asla zai etmez.

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler :

Başlarken

Bismillah

 

Hayat başlangıçlar sürecidir, Sürekli yeniden başlarız herşeye. Bunu belki farketmeyiz. Ama aslında olgu olan tek şey yine hayatın kendisidir. Yoksa nefes almamız bile bir olaydır. Allah "Sürekli yaratmaya devam ediyoruz" der. O zaman Allahın yaratması bir olguyken yaşadığımız bütün herşey; nefes almamızdan işe gitmemize kadar bir olaydır. İşte bu sayfayı açmam, Bu sayfaya sizin girmeniz, okuduğunuz her harf bir olaylar örgüsüdür. İşte biz "Bismillah" deriz bu yüzden. "Allah adına", Çünkü biz yaşadığımız olayların bizi nereye götüreceğini bilmezken; Allah engin ilmiyle her şeyi kuşatır. Bundan dolayı bizi kendi ilminden bir parçayla aydınlatmasını dileriz O'ndan,  Bizi  doğruya ulaştırmasını dileriz..

 

Bu duygu ve düşünceden hareketle, yadıklarımız bir doğruyu arama "olayı" olacak. Ne iş yapıyorsak onun en doğrusu. Belki, şiir yazacağız, Belki, deneme belki öykü, Belki makale. Burada bizi belirleyen şeyin vahiy olması dileği ile... Çünkü doğrular Allah'ın vahyindedir. Bizim çabamız Allah'ın kalbimizi Gerçeğe Doğruya açmaası dileğimizin tezahürüdür.

 

Selam ve Dua ile..

Allah'a emanet olun. Zira o emanetlerini asla zai etmez....

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler :