Sembol, Bağlam ve Kavram ilişkisi
İnsanlar sembollerle anlaşırlar. Bunlar algıları uyaran işaretlerdir.Sinirler bu sembolleri yorumlar ve beyne ulaştırır. Bu yorumlama işi bir zihin aktivitesidir (Algı). Bu sembollere iletişim dilinde "kod" denir. Semboller duyu organları kadar değişkenlik gösterir. Göze hitab eden sembollere "Görsel Semboller", Kulağa hitab eden sembollere "İşitsel semboller (kodlar)", Dokunma duyusuna hitab eden sembollere "Dokusal Sembol" diyebiliriz. Dil bir kod üretim aracı olduğu gibi, Tat kodlarını da dil algılar. Bu anlamda bazı organlar hem sunucu (iletici) ve hem de alıcı olabilir. dokunma duyusu da dil gibidir. burun da çeşitli sembollerden yolaçıkarak örneğin: gül kokusuna gül kokusu, der. Buna birtakım fizikçiler ve biyologlar nesnelerden yayılan elektrik sinyallerinin algılanması demişlerdir. Yani aslında gözümüz baktığı heryerle bir iletişim kurar ve bu iletişim sonunda iletişim kurduğu nesnelerden bize mesajlar ulaştırır. Bu suretle biz masanın masa, sandaliyenin sandaliye veya herhangi bir nesnenin o nesne olduğunu anlayabilirz. Algı dünyamız bizim hareketlerimizi bu şekilde belirler ve biz bu sembollerden yolaçıkarak hareket ederiz.
Yukarıdaki bilgilerle beraber insanların bir de anlam dünyası vardır. Algıladığı nesnlere çeşitli bağlamlar yoluyla anlam yükler.
Burada bağlam kelimesinin ne anlama geldiği çok önemlidir. Benim tanımlamama göre Bağlam: Eşya (şeyler)arasındaki ilişkisel bütünlüğü tamamlayan gizli veya açık özel ilgidir. (ya da) Bilinmediği taktirde eşya arasında başkalarının kurduğu ilişkiyi kuramayacağımız özel ilgi, ilgeç (ilgeç uydyruk türkçeden :)). Buna şöyle bir örnek verebiliriz. Herkesin kahkahalarla güldüğü bir yere aniden girdiğimizde onların neden güldüğünü bilemeyiz. Bu sebepten dolayı orada onların konuları ile ilgili hiçbirşey bize gülünecek gibi gelmez. Birazdan insanlara neden güldüklerini sorduğumuzda onlar bir fıkraya güldüklerini söylerlerse oradaki bağlamın fıkra olduğunu anlayabiliriz. Yani bir fıkra bağlamından dolayı gülüyorlarmış.
Yazınsal ve Görsel sanatlar ise genelde bu anlam dünyasını hedef alarak bize mesaj iletirler. Bu anlam dünyasını oluşturan bağlamlar çerçevesinde bazı nesneler asıl anlamlarından başka kodlar içerirler. Bu bağlamlardan yola çıkıldığı zaman bizim sevinç, heyecen, nefret, özlem gibi duygularımızın reflekseleri harekete geçirilebilir. Bağlamlardan dolayıdır ki biz, Bir güvercin gördüğümüzde "Özgürlüğü", Bir gül gördüğümüzde "Aşkı", Bir bülbül gördüğümüzde "Derdi" hatırlarız. Yine bu bağlamların bizde oluşturduğu anlam dünyasından dolayıdır ki. Bize, okuduğumuz bir şiir Yasak meyvadan bahsediyorsa "Günahı", Yağmurdan bahsediğyorsa "Rahmeti", okşamaktan bahsesiyorsa "Şevkati", Şeytandan bahsediğyorsa "Düşmanı", ismailden ve ibrahimden bahsediyorsa "teslimiyeti" hatırlarız. Günah, Düşman, şevkat, Rahmet, Telimiyet kelimeleri; kelime olarak kendi içlerinde bir kod barındırırken, bunları hatılatacak olay, kişi ve nesnler ayrı bir kodu barındırır (Bağlam) ve bunların birleşmesinden ayrı bir anlam dünyası meydana gelir. Anlam dünyası diyorum çünkü ne kadar nesne varsa ne kadar kelime varsa ve ne kadar duygu varsa herbirinin herbir insandaki çağrışımı farklı olabilir. Buradaki ilişkisel bütünlük matematiksel bir kombinasyon hesabını aşacak bir bütünlüktür. Bu anlamda her insan algıları itibariyle bir algı evrenine sahiptir.
Semboller ve kavramlar neden önemlidir? Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki her düşünce kendi kavramlarıyla yeryüzüne gelir. Hiçbir düşünce yeni bir dil veya kelime üretmemiştir, üretmez de. Bunun yerine hali hazırda bulunan kelimelerin bağlamsal olarak içini boşaltıp yerine kendi anlamlarını doldururlar. Artık o kelime, kelime değil kavram olmuştur. Komünizm akımına bakarsak. Komün: eşitlik anlamındadır. Fakat komünizm geldiğinde kendi kavram dünyasıyla geldi. Herkesin eşit olması, iktidar, yönetici, zengin, fakir gibi kavramların ortadan kalkması ve insaların dünyada ilk çağlarda olduğu gibi devletsiz, zengein ve fakirsiz bir ilkel yaşama dönmeleri gerektiğini savundu.Bundan dolayıdır ki "Komün" kelimesi duyulduğu zaman artık sadece bir kelime değil de bir kavram olarak da düşünülür.
Bununla beraber İslam'da kendi kavram dünyası ile insanlarla iletişime geçer. Artık "Tevhid" sadece "Birlik" anlamına gelmiyor "Allahtan gayrı tüm ilahların reddi" anlamını ihtiva ediyordu. Takva kelimesi artık "korkmak" anlamında değil, "Allah'a karşı sorumluluk bilincinde olmak, Allahın olaylara olan müdahalesi düşünülerek hareket etmek" anlamlarını ihtiva ediyordu. "Zikr" artık sadece "anmak, hatırlamak" anlamında değil. Allahı hesapta tutarak, her işte Allah'ı hatırlayarak iş yapmak, Allah için yaşamak, Allah için ibdet etmek, Allah için ölmek anlamlarını ihtiva ediyordu.
Sapmaların sebeplerinden en önemlisi muhakkak kavram kargaşasıdır. Aslında islam gelirken öncekikle kavram kargaşalarıyla mücadele etmeye geldi desek yanılmış olmayız. Bütün önemli kavramlar islam gelmeden önce ya anlamlarını yitirmiş veya zıt anlamlı oldukları Kavramlarla arasında bir farkları kalmamıştı. İslamın savaş açtığı bu durumun en bariz örneği gerek kitab ehlinin gerekse müşriklerin "Tevhid" ve "Şirk" kelimeleri arasındaki, siyah ile beyaz arasındaki fark kadar bariz olan anlam zıtlığını daha çok Gri'ye benzeyen bir karmaşaya dönüştürmeleri durumudur. "Tevhid" ve "Şirk" kelimeleri kendi bağlamlarından çıkarılarak bulanık, anlaşılmaz, önemsiz hale gelmişti. İslam o topluma geldiği zaman kelimeleri asıl anlamına dönüştürme ile ilgili düşünsel bir savaş başlattı. Kitab ehline ne dediğini hatırlayalım. "Onlar, Hahamlarını ve Ruhbanlarını Allahtan başka rabler edindiler." Allah resulüne bu konu ile ilgili "Onlar, hahamları ve papazları rabler edimemişlerdir" gibi bir itiraz geldiğinde "Eğer Yahudi ve Hristiyanlar onların (haham ve rahiplerin) Haram dediklerini Haram Helel dediklerini Helal kabul ediyorlarsa bu Rab edinmedir" diye cevaplıyor. Bu anlamda "Tevhid" kavramını kitab ehlinin sapması cihetinden bir daha tanımlıyor. İslamın müşriklere ne dediğini de hatırlayalım: "Onlara yerleri, gökleri ve her ikisi arasındaki yaratan kimdir diye sorsan onlar Allah'tır derler. O halde neden size ne fayda, nede zarar verecek bu şeylere tapıyorsunuz, dediğinde onlar "bunlar bizimle Allah arasındaki aracılardır" derler" Burada ise Tevhid kavramını Müşriklerin sapma noktasından tekrar tanımlıyor islam.
Dikkat edilirse bu kavramların kendi özel anlamından tamamen zıd bir anlama bürünmelerinin temel sebebi bu kelimelerin bağlamlarından uzaklaştırılmalarıdır. Tevhidi tevhid yapan ve onu ilk anlamı olan "Birkiten" farklılaştıran bağlam yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere iki şekilde sapmaya uğramıştır. Bu bozulma şekillerinde Tevhid kavramının merkezinde bulunan "Allah" yerine Allahın isim ve sıfatlarından birinee veya bir çoğuna çeşitli ortaklar ihdas edilmiştir. Tevhid ve Şirk kavrmı birbirine geçmiş ve siyahla beyazdan daha ayrı olan bu kavramlar Koyu griye dönmüştür.
Globalizm bizim kavram dünyamızı etkileyerek hedefine ulaşır. Dildeki bozulma hızlı bir şekilde düşüncedeki bozulmaya döner. Global dünya zaten bir şahsiyet, bir fert olamamış bireyin analm dünyasındaki kendi için kesinlik ifade etmesi gereken tanımlamaları müphem hale getirir. İnsan "Aşk" derken Aslında Şehveti, "Ögürlük" derken sınırları belli olmayan, ölçüsüz bir yaşam tarzını, "Sadakat" derken menfaati hatırlatır oldu. Yani sadece kavramlala edinebileceği şahsiyetini, onun beynini iğdiş ederek, Algı dünyasını iğfal ederkek son şansını da elinden almış oldu. Dikkat ederseniz bizler sürekli onların kavramlarıyla konuşuyoruz, demokrasi, laiklik gibi kavramlar onların kavramlarıdır ve onları ilgilendirir. Zira Laikliğe baktığınız zaman tamamen ortaçağda hristiyanlığın baskılarından meydana gelmiş bir düşüncedir. Halbuki şimdi biz Laiklik kelimesini kullanıyoruz. bu kelimenin çıktığı dönemin kelimenin anlamıyla doğru orantılı olduğunu unutarak.. Yukarıda bağlamdan bahsettik ya işte bu bağlamdan koparıldığı için anlamsız, hale geliyor ve bizi tamamlamıyor. Çünkü bizim dinimiz Hristiyalık gibi değil, Müslümanların algı dünyası, yaşamı Hristiyanlık gibi değil.
Dolayısıyla kavramlarla ilgili konuşuyorsak şunu söylemeliyiz. Başkasının kavramlarıyla konuşuyorsan onun alanında savaşıyosun demektir. Eğer onun alanında savaşıyorsan bu, senin hiçbir zaman emniyette olamayacağın anlamına geliyor. Diyorum ki herkes ne konuştuğunu bilsin. Ağzıyla konuştuğunu kulağı ile duymak yetmez. Duydukların senin algı dünyana, zihnine yabancıysa aslında sen başkasının ağzıyla konuşuyor kendi kulağınla duyuyor ve Karmşık bir algı dünyasının içinde bocalıyorsun demektir. Bu şu demek değildir: "Biz kendi dilimizle konuştuğumuz zaa,man problem ortadan kalkmıştır." Bu problemin bir kısmını çözer. Burada dil kelimesi sadece kod iletim aracı kodlar dünyası olarark yorumlanmamalıdır. Algının yoğurduğu bir düşünce dünyasından behsediyoruz. Globalizm sayesinde aslında kendi dilimizle konuştuğumuz halde, dilimizde nitelik ve nicelik itibariyle çok önemli olduğu halde bizim için anlamsızlaşmış bir çok kelime vardır. Ben burada algı dünyamızın zehirlenmesinden bahsediyorum. Yukarıda "Aşk" kelimseini örnek verdik. Aşk hernekadar Frasça bir kelime ise de bizim algıdünyamızda önemli bir anlamı varken şekil değiştimiş, bulanıklaşmış, tam tersi bir anlama bürünmüştür. Dmek ki sadece kendi dilimizle konuşmamız yetmiyor, aynmı zamanda kendi kafamızla da düşünmemiz gerekiyor. Eğer aşktan şehveti anlamaya devam ediyorsak. Bu bizim kendimiz gibi düşünmediğimizi gösterir. Burada bir kelime olarak "Aşk"ın niteliği veya niceliğinden çok "aşk" gibi başka kavramlar konusunda bizi brlirleyenin ne olduğu önemlidir. Bize yıllarca brezilya fimleri izlettiler. Annelerin çoğu televizyon karşısında "Rossa", "Maria" vs. gibi karakterlerin sonu için ağladı. Orada o penbe dizileri izleyenlere verilen aşk hangi bağlamdadır. Bunu yayınlayanlar bizden "Aşk"a hangi bağlamda bakmamızı istiyorlar. Dikkat edin o filmlerde sürekli ortalıkta babasının kim olduğu belli olmayan çocuklar dolanır. Hep bir yılan hikayesidir oradaki aşklar. Bu filmlerdeki sembeollerde bizim Algı dünyamızda var olan bağlamların yerini değiştirecek şeyler olduğu kesindir. Sürekli sembolleriyle saldırdılar bizim refleks merkezlerimize ve en sonunda kanıksayıvedik olanları. Algı merkezleimiz bu şekilde iğfal edildi. "Aşk" artık içinde "Ar" gibi ulvi bir mefhumu barındırmıyordu. "Aşk" "ihanet edene sen de ihanet et" gibi ucube bir kural taşıyordu üzerinde.
Yazının başında sembollerle ilgili bir giriş yaptığımızda iletişimdeki en önemli kuralı söylemedik. İletişimde bir iletici vardır, bir kod (ileti) vardır, bir dealıcı vardır. Kural ise iletici ve alıcının aynı kodları kullanmasıdır. Reklamcılıkta bu kodlar insanların zaaflarından yolaçıkılarak kullanılır. Hiç de ihtiyaç olmayan birşeyi sana ihtiyaç mış gibi sunma uğraşıdır bu... Globalizm en basit anlamıyla kendi eksik ve yanlış algı dünyasını bize sunarken hep reklam faktörünü kullandı. Burada gerçek anlamda Tanıtım reklamlarından bahhsetmiyorum. Tabi onunda etkisi yadsınamayacak derecede vardır. Reklamdan kastım , bizi zaaf noktalarımızdan kavradı. Kavramak kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü kavram ile kavramak muhtemelen aynı kökten geliyor. Bizi zaaflarımıdan kuşatmaya başladı. Şehvet her insanın bir zaafıyken, "Aşk"ı bunun içine batırarak sundu. Bu çerçevede ihaneti mübah kılan bahaneler üretti.Birbirinden utanan aşıklar ortadan kalktı, birbirini arzulayan, birbirini elde etmek isteyen, birbirinin duygularına hiç önem vermeyen hilkat garibesi yaratıklar üretti. Böylelikle benzeşme başladı.
Algı dünyamızı yıpratan en önemli etkenlerden biri de kuşksuz, suçu topluma maletmek oldu. Yani toplumun en baştan kabule şayan görmediği, hatta kesin bir dille reddettiği her şeye alıştırıldı.Bir zamanlar bu toplumda gay, lezbiyen vs. gibi kelimler bilinmezdi. Sonra erkekten dönme sanatçılar sürüldü piyasaya, insanlar reddetmeye devam ediyordu, daha sonra sokaklarda polisle dövüşen homoseksüeller televizyonlarda gösterildi. Burada ki kural şudur "Reklamın iyisi kötüsü olmaz" toplum bir müddet sonra alıştı, kanıksadı. Hem de alışmanın aslında ne büyük bir ihanet olduğunu bile bile. Şimdi taksimde geceleri bu tüden erkekten dönme bir topluluk bulabilirsiniz. Toplum Alıştığı ve toplumun algı dünyasının bağışıklık sistemine girildiği için oldu bunlar. Bu yüzden bizim için çok önemli olan değerler bir anda önemli ama, ciddiyetsiz oldu. Eskisi kadar ciddi derecede önemli değil yani. Vicdanlarımız alışmaktan dolayı hipnotize olmuş gibi, sersem, kendinden habersiz ve başkalarının kontrolünde...
Not: Bu yazı devam edecek İnşaallah...
Selam ve Dua ile....
Allah'a emanet olun zira o emanetlerini asla zai etmez.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler :