İSLAMLA SAVAŞ YENİ BOYUT KAZANIYOR

Arkadaşlar, galiba fena halde kandırılıyoruz. ırak savaşında sokağa çıkan insanlar artık Afganistan meselesinin kazanım(!) olduğunu zannederek sokağa çıkmayacak. Iraktakiler kardeşimizdi de Afganistanlılar kardeşimiz değil mi? AKP bizi ABD ile birlikte kazıklıyor gibime geliyor. İnşaallah yanılıyorumdur.

 ALİ BULAÇ

a.bulac@zaman.com.tr

Anlamlı sembol: Rasmussen



Türkiye'nin "görünürdeki itirazları"na rağmen Rasmussen NATO Genel Sekreterliği'ne seçildi. "Görünürdeki itirazlar" diyorum, çünkü itirazların hiçbirisinin arkasında durulmadı. "Rasmussen İslam dünyasından özür dileyecek, Roj TV'yi kapattıracak" dendi.

Bu haberler İslam dünyasında büyük bir heyecan uyandırdı. Davos'tan sonra ikinci büyük çıkış gibi algılandı. Haberlerin mürekkebi kurumadan Danimarka savcısı, bunların Rasmussen'i aştığını söyledi.

Rasmussen seçildi, ne özür diledi, ne Roj TV konusunda herhangi bir gelişme kaydedildi. Hatta Rasmussen "karikatür krizi" konusunda şahsi fikrini koruduğunu söyledi. Olli Rehn'in yaptığı açıklama ise çok daha inciticiydi: Sesimiz çıkmadı.

Bu konuyu nasıl yorumlamamız gerekir? Türkiye bir başarıya mı imza attı, yoksa tam bir başarısızlık mı söz konusu?

Bu arada başka bir gelişme var, kimse bundan bahsetmiyor: Fransa'nın NATO'nun askerî kanadına dönüşü. 1966'da Charles de Gaulle'ün kararıyla Fransa, NATO'nun askerî kanadından ayrılmıştı, 17 Mart 2009'da Fransa Parlamentosu dönüş için karar aldı. Bunun için NATO üyesi ülkelerinin oybirliği lazım. Türkiye bu konuda da "veto hakkı"nı kullanmadı. Oysa aynı Fransa, Obama "Türkiye'yi AB'ye almalısınız." dediğinde "Sen işine bak" dedi, Merkel de açıkça "imtiyazlı ortaklıktan başka Türkiye için bir seçenek olmadığını" belirtti.

Burada sormak gerekir. Son yıllarda başarı üstüne başarı kaydettiği söylenen Türkiye a) Rasmussen'in NATO genel sekreterliğini, b) Fransa'nın NATO'nun askerî kanadına dönüşünü, c) Arnavutluk ve Hırvatistan'ın üyeliğini neden veto etmedi? "Ey Avrupa, madem AB yolunda bana zorluk çıkarıyorsun, ben de en tabii hakkımı kullanıyorum, üyelik sürecimi kolaylaştırmadıkça, ben de vetolarımı kaldırmam" diyemez miydi? Hatırlayalım, Yunanistan, anlaşmalara aykırı olarak "veto hakkını" bir şantaj aracı olarak kullandı, Kıbrıs Rum kesimini AB üyesi yaptı, şimdi aynı Kıbrıs, süreçleri vetolarıyla tıkıyor.

Obama "Amerika İslam'la savaşmayacak." diyor. Ama Rasmussen gibi İslam karşıtlığıyla ün kazanan bir şahini NATO Genel Sekreterliği'ne getirdi. Rasmussen açıkça "Türkiye asla AB üyesi olmayacak" demişti. Çünkü Türkiye farklı bir dünyanın ülkesidir.

Çoğu insan safça, Rasmussen'in basit anlamda "ifade özgürlüğü" çerçevesinde 30 Eylül 2005'te yayınlanan ve büyük infiallere sebep olan karikatürleri savunduğunu sanıyor. Hayır, bu yanlış. Karikatürler birer semboldü ve Batı'daki fanatik güçlerin İslam dünyasına karşı açık savaşlarının bir enstrümanı olarak kullanılıyordu. Rasmussen'in "özür dileyeceği" söylentileri çıkınca Danimarka Özgür Basın Derneği Başkanı Lars Hedegeaard şunları dedi: "Rasmussen'in İstanbul'da İslam dünyasına zeytin dalı uzatmasına tepki gösteriyoruz. İslam dünyasının incinmiş olması bizi rahatsız etmiş değil."

Karikatür krizinin politik anlamı şuydu:

1) Hz. Peygamber'e yapılan hakaret "medeniyetler çatışması"nın bir parçasıydı; halen öyle kullanılıyor.

2) İslamofobi konsepti çerçevesinde yürütülmüş bir projeydi. Rasmussen o günlerde yaptığı açıklamalarla İslam dünyasındaki gösterilerin artmasına sebep oldu, bilerek yangına körükle gitti.

3) Avrupa içinde yabancı düşmanlığını yaymayı ve sağcı-ırkçı partilere güç kazandırmayı amaçlıyordu.

Rasmussen, Afganistan ve Irak'ın işgalinde Bush'un Tony Blair'den sonra en hararetli destekçisi olarak öne çıkmıştı. Bu durumda tesadüfen seçilmiş bir isim olamaz. "Biz İslam'la savaşmayacağız." demesine rağmen Obama'nın Rasmussen'i seçmesi; AB ülkelerinin Rasmussen'i ortak aday olarak göstermesi ve bu konuda Türkiye'yi azarlarcasına açıklama yapmaları, bundan sonra NATO'nun müdahale etmeyi planladığı bölgelerin özelliğiyle bir arada düşünüldüğünde, Batı'nın İslam dünyasına "barış, diyalog ve işbirliği" değil, aksine çatışmadan başka seçenek bırakmadığını ima ediyor. Anlaşılan, yeni dönemde ABD, İslam dünyasına, ama özellikle Afganistan-Pakistan hattına saldırılarını NATO üzerinden yapmayı planlıyor, Türkiye'yi de yanına katmak istiyor.

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : abd, obama, rasmussen, islam, savaş, war, bush, AKP

NÛN GEMİSİ

Zaman gazetesinden kerim balcının 2005 beraat kandili için yazdığı yazıyı yeni keşfettim. Gerçekten de muhteşem bir yazı olmuş. Bunu köşe yazısı olarak kabul etmiyorum çünkü köşeden taşıyor. Günübirlik değil bu yüzden buraya almak istedim. Zaman gazetesinin arşivlerini kaybolmasın diye... Yazı Zaman gazetesinin web sayfasından alıntıdır. http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=211613

 

---------------------------------------------------

 

NÛN GEMİSİ

Yazarlar da kuldur. Bu gelen de bir yazarlık muhasebesi değil, bir kulluk murakabesidir.
***
Bediüzzaman’ın Fatiha Sûresi Tefsiri içinde ‘na’büdü’deki ‘nûn-u mütekellim-i ma’al gayr’ (Biz zamiri) içine ferdden fezaya bütün bir alemler silsilesini sığdırışı, baş döndürücü bir bütünsellik, ezici bir insan-merkezlilik ve muhasebe ve murakabede muhteşem bir zamanlarüstülük sağlar kula.

Namazla özdeşleşmiş bu sûreyi yine namaz içinde ve namaz kılmakta olan bir Müslüman’ın hafsalasında uyaracağı imajlar açısından yorumlayan Bediüzzaman, ‘iyyâke na’büdü’ (Yalnız ve yalnız Sana kulluk ederiz!) ifadesinde namaz kılanın kullandığı ‘biz’ zamirinin içine ferdin hayal gücünün ve hafsalasının genişliğinde alemlerin sığacağını söyler.

Biz zamirinin Arapçadaki karşılığı olan bu ‘nûn’ önekini harfin hattının çağrıştırmasıyla koca bir gemiye benzetirim hep. Bu gemiye kimler sığmaz ki! Önce insan, kendi başına bir alem. Hele de himmeti milleti olmuşsa, tek başına bir millet. Sonra musalliyle birlikte namaza durmuş cemaat, sonra hayalin genişliğince yeryüzü bir mescid olmuş, Kâbe mihrab, onun etrafında halkalanmış bilumum Müslümanlar, sonra hayalin genişliğince lisan-ı halleriyle kendince namaza durmuş bütün bir maddeler alemi, aynı safta ben, sen, insanlar, ağaçlar, denizler, güneşler, galaksiler... Sonra hayalin genişliğince ‘na’büdü, na’büdü’ diyen melekler, cinler, ruhlar ve manalar alemi... Sonra zaman ve mekanın büküldüğü bir noktada aynı halkada Hz. Adem’den son insana kadar bütün bir insanlık, bütün bir varlık...

Berat Kandili’nin anlam ve önemini anlatmak bize düşmez. Büyüklerin sözlerinin arkasına sadece bir ‘Biz’ muhasebesi takıp geçeceğim. Bu gece alnını secdeye yaslayan yüz milyonlarca Müslüman ‘na’büdü’ derken, ‘kulluk ederim’ değil de, ‘kulluk ederiz’ derken, ifadenin fiiline kimleri ortak tuttular? ‘Biz’iniz ne kadar büyük, ne kadar kapsamlıydı? Nun Geminize kimleri dahil ettiniz? Fakiriyle, zenginiyle, hastasıyla, yaşlısıyla mahallenizin bütün inananları adına konuşmak aklınıza geldi mi? Hatasıyla, kusuruyla, çilesiyle, ıstırabıyla alnı secde görmekte olan yüz milyonların hepsi adına konuştuğunuzu hissettiniz mi? Biz Londra’dan sizi davet ettik Nun Gemimize. Siz Suyun Ötesi’nde yaşayanları davet ettiniz mi? Telafer’den kaç şehit vardı ‘Yalnız ve yalnız Sana ibadet ederiz!’ seslenişinin öznesi olmuş? Filistin aklınızda mıydı? Afrika ‘Biz de kulluk ederiz yalnız ve yalnız Sana’ diye seslendi mi sizinle birlikte? Sonra insandan varlığın bütünlüğüne erip, yaratılışın ilk anından Kıyamet’in ihtişamına kadar bütün bir olmuşlar ve olacakları çağırdınız mı Nun Geminize? Hazreti Muhammed Aleyhisselam geminizde miydi?

Varlıkla irtibatın mekanı Nun Gemisi olmalı. Aynı safta olduğumuz niceler düşüyor! Aynı safta ‘na’büdü’ dediğimiz niceler hasta, niceler fakir, niceler mazlum, niceler mahrum, niceler gurbette... Safı düzgün tutmanın imkanı mı var! Çeçenistan’ı tutsan, Afganistan düşüyor. Afrika’ya omuz versen Telafer çökmüş. Filistin’de yara sarsan Sudan’dan kısık bir ‘biz de’ sesi geliyor. İnsanı kurtarsan doğa küskün. Hayvana el atsan sema delinmiş. Şimdiden vazgeçsen, geçmiş hüsranda. Hüzün Peygamberi, hâlâ Hüzün Peygamberi, aleyhisselam.

Namazında ‘Nun Gemisi’ne’ alıp sahip çıkmadığın Iraklıdan köşende bahsetsen ne yazar! New Orleans için dert yanıyorum desen ne çıkar, ‘na’büdü’ne ortak etmedikten sonra mağdurları! Güneş, namazında seninle birlikte konuşmuyorsa sabahı beklemişsin ne, beklememişsin ne! Tesbihatında yıldızlara ‘subhanallah’ çektirmediysen geceyi uyanık geçirip semayı seyretmişsin ne yazar!

Nun Gemisi ıstıraplar denizinde yol almaya devam ediyor. Umarım sizin Nun Geminizin bayrağı Berat Sancağı olmuştur dün gece... Ve umarım sizin Nun Geminiz varlıklar alemiyle, olmuşlar ve olacaklar alemiyle dolmuştur dün gece...

 

Kerim BALCI-LONDRA

19/09/2005

Yorum (yok) Yorum yaz! | Etiketler : Din, kültür, edebiyat, zaman, gazete